Hangi durumlarda histerektomi ameliyatı yapılır

Hangi durumlarda histerektomi ameliyatı yapılır ?
A) Uterus (rahim) myomları (Myoma uteri, uterin fibroid)
Histerektomi en sık olarak uterusta (rahimde) bulunan myomlar için yapılmaktadır. Rahim duvarından köken alan uterin myomlar tıbbi literatürde myoma uteri, uterin fibroid gibi isimlerle de anılmaktadır.

Uterus (rahim) myomları kadınlarda en sık karşılaşılan tümörlerdir, tüm kadınların yaklaşık %20-25’inde myom bulunmaktadır. Myomlar büyüdükçe şikayet oluştururlar ve ameliyat gereksinimi doğmaktadır. Bu yüzden histerektomi ameliyatları en sık olarak myom nedeniyle yapılmaktadır.

Myomlar nedeni ile histerektomi kararının alınması genellikle anormal (düzensiz veya aşırı) kanamalar, kansızlık (anemi), pelvik (kasık) ağrı, sancılı ve bol adet görme veya bası gibi şikayetlere bağlıdır.

Myomlar kansızlık haricinde “bası” şikayetleri ile de ameliyat gereksinimi doğurabilirler. Özellikle barsak basıları kabızlık, idrar yoluna ait basılar idrar yolu ve böbrek şikayetlerine yol açabilir.

Ayrıca ultrasonda myomun hızla büyümesi ve anormal görüntüsü üzerindeki şüpheler de kanser (leiomyosarkom) riskinden dolayı histerektomi endikasyonudur.

Myomlar ile ilgili bilgiler için tıklayınız >>>

B) Endometrial polip
Rahim içinde yer alan zara “endometrium” (döl yatağı) adı verilir. Endometrium içinde yer alan, sayıları bir veya bir den çok olabilen ve polip adı verilen et parçacıkları kişilerde adet düzensizlikleri, kanama gibi şikayetler oluşturabilir.

Poliplerin pek çoğu vajinal yoldan yapılan “Operatif Histeroskopi” işlemi ile alınabilmektedir. Ancak kişilerde ek bir patoloji de varsa (myom veya kanserleşme belirtisi gibi) yapılacak işlem histerektomi ile rahimin tümden alınmasıdır.

Histeroskopi ile ilgili bilgiler için tıklayınız >>>

C) Endometrial Hiperplazi
Endometrial zarın kalınlaşması, patolojisinde kistik mitotik değişimler göstermesi kanserleşmenin öncüsü (prekanseröz) bir durum yaratabilir. Buna endometrial hiperplazi adı verilir.

Çoğunlukla hormonal ilaç tedavileri ile düzeltilebilen bu durumlarda, özellikle nüks veya durumun iyileşmeyip sebat etmesi halinde histerektomi ameliyatı düşünülmektedir.

Endometrial Hiperplazi ile ilgili bilgiler için tıklayınız >>>

D) Tedaviye dirençli adet düzensizlikleri
Yapılan ilaç tedavilerine direnç gösteren aşırı fazla ve uzun süren adet kanamaları genelde hormonal nedenlere bağlı olup özellikle menopoz dönemlerinde sık görülmektedir.

Düzensiz ve aşırı kanamalar kişilerde kansızlık (anemi) sorunu oluşturabilir. Anemi de kişilerde renkte soluklaşma, nefes darlığı, çabuk yorulma ve çarpıntı gibi bulgular ortaya çıkabilir.

Düzensiz kanamalar için uygulanan ilaç tedavileri etkili olmazsa veya hasta ilaç tedavisini kabullenemezse histerektomi ameliyatı düşünülebilir.

Uzun süreli kanı arttırmaya yönelik ilaç ve iğne ile demir tedavileri uzamış kanamaları olan hastalarda ancak geçici bir çözüm oluşturduğundan medikal tedaviye cevap vermeyen bu tür hastalarda histerektomi ameliyatı düşünülmelidir.

D) Endometriosis
Adet ağrılarının şiddetli olması (dismenore), şiddetli kasık ağrıları, pıhtılı ve zor geçen adetler, ilişki sırasında aşırı derecede ağrı çekme (disparoni) gibi durumlar endometriosis’in belirtisidir.

Endometriosis rahim içi zarından köken alan hücrelerin batın içinde değişik yerlere yayılarak gelişimlerini bu bölgelerde sürdürmesi ile karakterize bir patolojik rahatsızlıktır.

Endometriosisde de öncelikle şikayete yönelik ilaç tedavileri denenmelidir. Sonuç alınamayan ve çocuk istemeyen hastalarda ise histerektomi son tercih olarak kabul edilmektedir.

Endometriosis ile ilgili bilgiler için tıklayınız >>>

E) Rahimin dışarı sarkması (Prolapsus Uteri)
Zor doğum veya doğumlar, karın içi basıncının artışı (batında kitle, kronik kabızlık vb), genetik olarak kollajen bağ dokusunun zayıflığı gibi durumlar sonucunda özellikle menopoz dönemindeki kadınlarda rahim, mesane ve barsak sarkmaları sık olarak izlenmektedir.

“Genital prolapsus” adı verilen bu sarkma durumlarında kişilerde rahmin dışarıya çıkması, haznede dolgunluk, idrar kaçırma, idrar tutamama gibi şikayetler ortaya çıkabilir.

Rahimin dışarı sarkması olgularında hastalarda daha fazla tercih edilen yöntem “Vajinal Histerektomi (VAH)” yani rahimin karından kesi ile değil de vajina içine yapılan kesiyle çıkarılması ameliyatıdır.

F) Doğum komplikasyonları (Acil Histerektomi)
Acil histerektomiler daha ziyade doğumla ilgili komplikasyonlar sonucunda uygulanır. Normal doğum veya sezaryen sonrası rahim kanamasının durdurulamaması (uterin atoni), tamir edilemeyen rahim yırtıkları, bebeğin eşinin-plasentanın ayrılmaması (plasenta acreata ve inkreata) olgularında gerekli olabilir.

Aşırı-ani (abondan) kanama sorunu yaşayan bazı hastalar ile doğum sonrasında gelişen ani kanamalarda ise hastanın histerektomiye gidiş kararı da çok ani olabilir. Bu tür durumlarda ani karar verip hastayı ameliyata almak hayat kurtarıcıdır.

G) Diğer endikasyonlar (gerekçeler)
Histerektomi operasyonu ile ilgili diğer endikasyonlar arasında Rahim Kanseri (Uterus Ca), Rahimağzı (serviks) Kanseri ve Yumurtalık (over) Kanseri, İyi huylu (benign) yumurtalık tümörleri, Tubovaryen Abseler (tüp ve yumurtalıklar içine yerleşen abseler) bulunmaktadır.

Kanser ameliyatları nedeniyle rahimin alınması gerekirse bu tür ameliyatlara “radikal histerektomi” ameliyatı denilmektedir. Radikal histerektomide rahimle birlikte yumurtalıklar (overler), omentum, lenf nodları da alınmaktadır. Ayrıca kanserin yaptığı metastazlara bağlı olarak değişik organlardan da parça çıkartılması gerekebilir.

ENDOMETRİUM HİPERPLAZİSİ Rahim içi zarı

ENDOMETRİUM HİPERPLAZİSİ

Endometrium Hiperplazisi (Endometrial hiperplazi) nedir?
Rahim iç zarı olarak da bilinen “endometrium”, her ay adet kanamasında rahim içinden dökülen dokunun ismidir.

“Endometrial hiperplazi” (Endometriyal hiperplazi) veya diğer ismi ile “endometrium hiperplazisi ise bu rahim içi zarı dokusunun normalden fazla kalınlaşması ile karakterize bir durumdur.

Endometiyal hiperplazi halk arasında daha çok “rahim kalınlaşması” , “rahimde kalınlaşma”veya “rahim zarı kalınlaşması” olarak bilinmekte ve kanser öncüsü bu durum endişeler yaratmaktadır. Nitekim rahim içinin kalınlaşması sonucunda Rahim kanserleri gelişebilmektedir.

Endometrium hiperplazisi nasıl oluşur?
Normalde, endometrium dokusu bir adet dönemi boyunca yumurtalıktan salgılanan estrojen ve progesteron hormonlarına cevap verici özelliğe sahiptir. Estrojen ve progesteron hormonları bir adet periyodunda belirli bir düzen içersinde salgılanır.

Overlerden (yumurtalıklardan) salgılanan estrojen hormonu endometrium dokusunun büyümesi ve kalınlaşmasına neden olur. Endometrium dokusu belirli bir kalınlığa ulaştıktan sonra salgılanan progesteron hormonu ise bu kalınlaşmayı durdurur ve belirli bir süre sonrada adet kanaması ile bu dokunun dışarı atılmasını sağlar.

Polikistik over sendromu gibi yumurtlama problemi olan (anovulatuar) kadınlarda progesteron hormonu salgılanmaz. Bu durumda estrojen hormonu kontrolsüz bir şekilde endometrium dokusunu etkiler. Endometrium sürekli bir şekilde tek başına salgılanan estrojene maruz kaldığında “Endometriyal hiperplazi” denilen rahim iç zarının kalınlaşması olayı gerçekleşir.

Endometrial hiperplazisi prekanseröz (kanser öncüsü) bir durumdur…
Evet. Endometrial hiperplazi, rahim (endometrium) kanserine dönüşebilme potansiyeli olan bir hastalıktır. Bu nedenle tedavisi yapılmalı ve hasta takip edilmelidir.

Endometrium hiperplazisinde ne tür şikayetler olur?
Endometrial hiperplazisi olan kadınlar düzensiz adet kanamalarından şikayetçidir. Bu durum genel olarak 40 yaşından sonra ortaya çıkar.

Yine, kilolu (obes) bayanlar, vücutta biriken estrojen hormonunun normalden fazla olması nedeniyle bir rahim kanseri öncüsü olabilecek olan endometrium hiperplazileri açısından risk atındadırlar.

TUBAL REANASTAMOZ (Bağlı Tüplerin Yeniden Açılması)

TUBAL REANASTAMOZ (Bağlı Tüplerin Yeniden Açılması)

Bir kadın bir sezaryen ameliyatı öncesi artık daha fazla çocuk istemi olmadığını düşünerek tüplerinin (kordonlarının) bağlanmasını hekiminden isteyebilir. Veya normal doğumlar sonrasında artık yeterince çocuk sahibi olduğunu düşünerek, kendisinin ve eşinin istemi doğrultusunda imza vererek bir hastane veya klinikte tüplerini bağlatabilir. Aynı kişi daha sonra yeniden çocuk yapmaya karar vererek tüplerinin yeniden açılması isteminde bulunabilir.

Tüpleri bağlandıktan sonra bir kişi her ne kadar geri dönüşümü olmayan bir şekilde “kısır (steril)” duruma düşse de yeniden çocuk doğurabilmek için iki alternatif vardır:
1) Tüplerin ameliyatla yeniden açılması
2) Tüp bebek (ivf) uygulaması (Tüp bebek uygulamaları ilgili bölümde anlatılmıştır).

Tüplerin bağlanması her ne kadar geri dönüşümü olmayan bir metot olarak belirtilse de modern jinekolojik ameliyatlardan “mikrocerrahi ile tubal reanastamosis” uygulanarak günümüzde bağlanmış olan tüpler yeniden açılabilmektedir.

Kimler tüplerinin yeniden açılması için hekime gelir?
Önceden tüplerini bağlatarak daha sonra bundan pişman olup tüplerinin açılmasını isteyen çiftler kliniklerin yollarını tutmaktadır. Bu çiftler arasında bulunanlar:
I. Yeniden evlenerek yeni evlendiği eşinden çocuk isteminde bulunan kadınlar
II. Çocuklarından birisinin veya birden fazlasının ölümü neticesinde çocuk istemi olan çiftler
III. Hiçbir neden olmadığı halde verdiği karardan pişmanlık duyarak tekrardan kordonlarının açılmasını isteyen çiftler
IV. Doğan çocuğunda kemik iliği kanseri (lösemi) gibi bir hastalığın çıkması sonucunda doğacak kardeşten alınacak kök hücrelerin önem kazandığı kişilerdir (çok nadir bir durumdur).

Tüplerin gebe kalmada ne tür fizyolojik işlevleri vardır?
Kadınlarda her iki yumurtalıklara komşu olacak şekilde, ağız kısımları yumurtalıklara (overlere) bakan iki adet kanalcık vardır. Bu kanalcıklar bir boru şeklinde rahimin içine kadar uzanmaktadırlar. Bu kanalcıklara fallopian tüp, rahim kanalı, tuba uterina veya kısaca tüp adı verilmektedir.

Kadınlarda yumurtalıklardan atılan yumurta (ovum hücresi) tüp tarafından yakalanarak içeriye alınır. Eğer bu dönemde ilişki sonrası vajinaya boşalma (ejekulasyon) olduysa, yüzme hareketleri ile spermler tüplere ulaşarak tüp içinde bulunan yumurta hücresini döller (fertilizasyon).

Döllenme sonucu oluşan embrio (ilk gebelik hücresi) bir yandan bölünerek bir yandan rahim içi zara iner ve buraya yuvalandıktan sonra (implantasyon) bir gebelik süreci başlamış olur.

Yani tüpler, bir gebeliğin başlaması için ilk kez sperm ve yumurta hücresinin buluştuğu ve birleştiği küçük kanalcıklardır. Bu nedenle de gebeliğin oluşu için şart olan organlar arasındadır. Tüpleri kapalı veya tüpleri ameliyatla bağlanmış olan bir kişinin adet görse bile gebe kalamamasının nedeni de işte budur.

Tıbbi Terminoloji
Bilateral Tubal Sterilizasyon: Tüplerin iki taraflı bağlanması ameliyatı. Yeterince çocuk istemine sahip olan kadınlarda tüplerin iki taraflı bağlanması ve bu şekilde artık gebe kalabilirliğin (fertilite’nin) engellenmesidir. Burada bilateral iki taraflı, tubal tüplerin, sterilizasyon kısırlaştırma anlamına gelmektedir.

Tubal sterilizasyon açık ameliyat (minilaporotomi) şeklinde batına sezaryen bölgesinden yapılan bir kesiyle veya daha sıklıkla laparoskopi ile batın içine girildikten sonra tüplerin ligasyonu (bağlanması), klip konulması veya yakılarak tahrip edilmesi (tubal koterizasyon) gibi değişik yöntemlerle yapılabilir.

Tüplerin iki taraflı sterilizasyonu bir kadında adetleri ve cinsel fonksiyonları etkilemez. Dolaşımı çok bozmadıkça erken menopoza sebep olmaz. Yine bilinenin aksine kasık ağrısı gibi şikayetler de yapmaz. Çünkü tüpler yumurta ile rahim arasında bir köprü konumunda olan içinde milimetrik bir boşluk içeren küçük kanalcıklardır.

Ülkemizde tüplerin ameliyatla bağlatılması işlemi bir kadının ancak eşi ile birlikte imza karşılığı sonrasında yapılabilmektedir.